|
Yazar YAHYA ERTEN
|
|
Pazar, 30 Mayıs 2010 20:34 |
|

HER ALANDA ÖRNEKLİK İnsanlar hal ve hareketleri ile güçlü olana uymak isterler. Seçkin faziletlerle bezenmiş iyi bir şahsiyetli örnek, karşısındaki kişilerde bu faziletlere ulaşmanın imkan dahilinde olduğu kanaati uyandırır. Hal ile şahit olmak, lafzen şahit olmaktan daha etkilidir. Hareketlerimiz devamlı kontrol altındadır insanlar tarafından.(sofi,hacı,örtülü,dindar vb) Allah Resulü davasını örnek kişiliğiyle çevresine yaydı. Ardından sahabeyi kiram da aynı yolla İslam davasını yaymaya gayret ettiler. Çünkü söylenilen sözü amel tasdik etmezse Allah’ın tehdidi kendini gösteriyor. “Ey iman edenler niçin yapmadığınız şeyi söylüyorsunuz. And olsun yapamayacağınız şeyi söylemek Allah indinde büyük bir gazaba sebep olur.”-Saff: 2-3 “And olsun sizin için Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok ananlar için Resulullah en güzel bir örnektir.”-Ahzab-21
EN GÜZEL ÖRNEKLER
_ “kalkın ve kurbanlarınızı kesin” hadisi- --“Bu Safiye’dir --“Korkmayın, metanetli olun” _ Hz Peygamberin namaz kılarken ayakkabılarından birini çıkarması ve Ardından ashabın da hepsinin ayakkabılarından birini çıkardığını Görmesi ashabın örnek almaya bakışını ortaya koymaktadır. . Resulullah, şöyle buyuruyor: “Kıyamet gününde bir kişi getirilip cehenneme atılır da cehennemde onun bağırsakları karnından dışarı çıkar.Sonra o kişi bağırsakları etrafında değirmen eşeğinin değirmende döndüğü gibi döner. Bunun üzerine cehennem halkı o kişinin başına toplanır da;- Ey filan, ne haldesin? Sen bize dünyada iyilikle emredip bizi kötülükten men eden bir öğütçü değil miydin? Derler. O da : Evet ben öyle idim, ben size iyiliği emrederdim fakat kendim yapmazdım,yine ben sizi kötülükten men ederdim fakat kendim işlerdim.” Diye cevap verir.—Buhari “ Kötü alimler cennetin kapısına oturmuş sözleriyle insanları cennete, amelleriyle de cehenneme davet ediyorlar. Sözleri insanlara : Haydi cennete gelin. Dedikçe amelleri “Onları dinlemeyin,eğer sizi çağırdıkları şey gerçek olsaydı ilk başta kendileri icabet ederlerdi. Demektedir.Onlar bu davranışları ile rehber değil yol kesici eşkiyalar gibidirler.-İbn-i Kayyım. El fevayıd.
Davanın özelliği ve Örnekliğin Önemi:
Müslüman bir davetçinin şu anki durumu ile Peygamber ve ashabının o dönemki davetleri birbirinden çok farklıdır. O gün pislikten arınma kabul ile başlıyordu ve bütün olarak gerçekleşiyordu ama bugün ise bidat ve hurafelerle yoğrulmuş bir yaşantıyı gerçek İslam zanneden yığınlar var. Dolayısı ile iş daha da zor. Bunun için geniş bir anlayış, hoşgörü ve bütünleştirici bir üsluba sahip olmalı Müslüman. İyiler engellenip kötüler kötülüklerini kanunların himayesi ve teşvikinde rahat bir şekilde gerçekleştirirken örnekliğin önemi ve zorlukları daha bir kendini göstermektedir. Güçlü düşman ve yaygınlaşmış envai çeşit kötülüklerle kur’an ve sünnet eksenli örnek bir şahsiyet mücadele edebilir. Böylesine güçlü düşmanlarla hastalıklı durum ve özelliklerimizle karşı koyamayız. |
|
Son Güncelleme ( Pazar, 30 Mayıs 2010 21:03 )
|
|
Devamını oku...
|
|
Yazar YAHYA ERTEN
|
|
Pazar, 09 Mayıs 2010 17:35 |
|
Antik çağlardan beri dinler ve filozofların kadın ve kadın-erkek münasebetleri hususunda önemle durdukları bilinmektedir. Başta Aristo olmak üzere filozoflar genellikle kadını küçümseyen ve kadınlar tarafından kabulü mümkün olmayan görüşler ileri sürmüşlerdir.Semavî ve beşerî dinlerin kadın konusundaki yaklaşımları ise, çok farklı ve zaman zaman çelişkilidir. İnsanlık tarihi boyunca zengin bir tarihî tecrübe ve birikimden sonra gelen İslam’ın ve Hz. Peygamber’in kadına bakışı, bu konuda ortaya koyduğu ilkeler ve bizzat Rasulullah’ın Müslüman ve diğer kadınlara karşı yaklaşımı değerlendirilecek olursa İslam’ın ve Hz. Muhammed’in nasıl bir devrim gerçekleştirdikleri anlaşılacaktır. Hz. Peygamber’in getirdiği din ile kadın vakar, şeref ve sosyal statü kazanmıştır. İslam ile kadının medenî, sosyal, iktisadî ve hukukî hakları garanti altına alınmış, kadının evlat, eş ve anne olarak statüsü yükseltilerek erkeğin sahip olduğu birçok hak ve imtiyazlar verilmiştir. Doğu toplumlarındaki Müslüman kadınların geri kalmış, cahil, kişilik hakları olmayan bir grup olarak görülmesinde sorumlu olan İslam değil, bir takım iktisadî, siyasî, içtimaî ve psikolojik şartlardır. Hz. Muhammed (sav)’den sonra sosyal, kültürel çevre ve siyasî şartların tesiri ile ataerkil aile anlayışı ve kadın haklarını kısıtlayan telakki, kadınların konumunda gerilemeye neden olmuş ve zaman içinde bu gelenek fıkhî yorumlara tesir etmiştir. Hz. Muhammed (sav) döneminde kadınların aile ve toplum içindeki statüsü, rollerinin tahlili ve kadın-erkek ilişkilerinin mahiyetinin değerlendirilmesi İslam’ın kadına bakışı hakkında bilgi verecektir. İslam, bir insan olarak kadını erkek ile eşit statüde kabul eder ve gerek yaratılış gerekse hak ve sorumluluklar yönünden erkeklerle eşit konumda olan bir kadın portresi çizer. Kadın ve erkek birbirine eşit oranda bağımlı resmedilir. Kur’an-ı Kerimde “onlar sizin örtünüz siz de onların örtülerinizsiniz” (Bakara,187) denilmektedir. Diğer bir ayette de “Mümin erkeklerle mümine kadınlar birbirlerinin velisidirler” (Tevbe, 71) denilmektedir. Peygamberimiz Veda hutbesinde kadınların haklarına ve kadın-erkek ilişkilerine temas ederken şu mesajı vermiştir. “Ey insanlar! Kadınlarınız üzerinde hakkınız, kadınlarınızın da sizin üzerinde hakları vardır.” Dolayısıyla, İslam dininde kadın, erkekle aynı seviyede görülüp, şahsî, hukukî ve sosyal haklar açısından kadın ve erkek denk tutulur. İbadet, miras, ticaret ve malını tasarruf gibi birçok şahsî hakları vardır. Erkekler karşısında kadının hak ve hukuku kanunla korunmuş ve kadınların sahip oldukları hak ve hukukun şuuruna varmaları hedeflenmiştir. |
|
Son Güncelleme ( Pazar, 09 Mayıs 2010 17:58 )
|
|
Devamını oku...
|
|
Cumartesi, 20 Mart 2010 20:35 |
|
Diyanet İşleri Başkanı’nın Kuran okumakla ilgili yaptığı tavsiyeyi bir kez daha gözden geçirmek gerek. Küresel zihniyetin metafiziksel bir yöne evrilme temayülü gösterdiği bu zaman, neden Mushafları elimize alma zamanı olmasın? Selma Karışman Dr. İlahiyatçı Geçtiğimiz günlerde Diyanet İşleri Başkanı’nın Kuran okumakla ilgili yaptığı tavsiye sadece tartışmalara değil, Kuran’ın hayatımızdaki yerini bir kez daha gözden geçirmek gibi, irad edilişindeki amaçla örtüşen değerlendirmelere de yol açtı. Buradaki okumak sözünü, anlamakla ilgili çağrışımlarını da devreye sokarak ele aldığımızda, inanan insan için ya hayatına ilişkin ifade ettiği anlama binaen zaten yapmakta olduğu, ya da istediği halde ihmal etmiş bulunduğu bir fiil söz konusu olmaktaydı. Her iki durumda da; hayatlarıyla doğrudan alâkalı bir hususun, dinî meselelerde en yüksek yetki mercii tarafından dile getirilmesinin, toplum nezdinde memnuniyetle karşılanacağı beklenirdi. Fakat bizimki gibi sosyo-kültürel gelişme süreçlerini kendi tarihî birikimleri üzerinde gerçekleştirme konusunda sıkıntısı bulunan toplumsal yapılarda, bu tür dinî söylemler maksadından farklı mecralara çekildiği, dinî konular teolojik bağlamlarından kopartılarak keskin tarafgirlikler ve içi boş sosyolojik kavramlar üzerinden polemik konusu yapıldığı için konuşmanın uyandırdığı yankı sürpriz olmadı. |
|
Son Güncelleme ( Cumartesi, 20 Mart 2010 20:54 )
|
|
Devamını oku...
|
|
ŞEHİT İMAM HASAN EL BENNA |
|
|
|
|
Cumartesi, 20 Şubat 2010 16:30 |
17 Ekim 1906'da Mısır'ın Mahmudiye kentinde doğan İmam Hasan el-Bennâ, dîni ve îlmi yönden köklü bir aileye mensuptur. Babası hadis âlimi idi. Hadis konusunda bizzat kendisinin de yazdığı eserler vardır. İşte böyle ilmi bir yuvada büyüyen Bennâ; ilim, takva ve zühd açısından seçkin bir atmosferde yetişmiştir. Daha küçük yaşlarda üstün bir zekâya sahip olduğu gözleniyordu. Gece namazlarına, pazartesi ve perşembe günleri oruçlarına devam ediyordu. Küçük yaşlarında Kur'an-ı Kerim'i yarısına kadar ezberleyen Bennâ, 15 yaşlarında hıfzını tamamlamıştı.Yüz hatlarında devamlı bir elem ve hüzün görünüyordu. Bu, onun Müslümanların dertlerini kalbinin en derinlerinde hissetmesinin ve onlara çareler arama ızdırabının bir yansımasıydı. Bu ızdırap, aynı zamanda Müslümanların dertlerine bir an önce çözümler bulma aşkına dönüşmüş ve bu halet-i ruhiye, onda, zaman zaman bazı kötülükleri ve yanlışlıkları bizzat kendi eliyle değiştirme çabasına dönüşmüştü.Nâfile ibadetlere devam etmesiyle ruhî terbiyesi enginleşmiş ve nefsi daha da pâklaşmış ve arınmıştı. Ayrıca; daha talebelik yıllarındaki İslamî çalışmalarından dolayı da genel kültürü oldukça gelişmişti. Okuduğu medresede, "Kötülüklere Karşı Mücadele" adında bir teşkilat kurarak, bazı önemli şahsiyetlere mektuplar gönderip, onlara nasihat etmeye ve toplumdaki kötülüklerin düzeltilmesine dikkatleri çekmeye başlamıştı. Liseden mezun olduğunda Mısır'daki tüm talebeler arasındaki sıralamada beşinciydi. Üniversiteyi ise "Daru’l-Ulûm”da okumuştu. Üniversiteyi bitirme imtihanlarını verirken on sekiz bin şiir beyti ve bir o kadar da nesir ezberlemişti. Daru’l-Ulûm’u bitirdiğinde onun seviyesinde talebe yoktu. Çünkü birincilikle bitirmişti. Üniversiteyi bitiren İmam Hasan el-Bennâ, İsmailiye'deki okullardan birine öğretmen olarak tayin edilmişti. O zaman İngilizlerin tüm güçleri İsmailiye'de toplanmıştı. Okullarda Avrupa usulü eğitim yapılıyordu. İsmailiye, bu haliyle sanki Londra'daki bir muhiti andırıyordu |
|
Son Güncelleme ( Cumartesi, 20 Şubat 2010 17:51 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|