Zaman Nasıl Kullanılır, Zaman Tanzimi
Cumartesi, 07 Mayıs 2011 16:29
İbrahim CANAN
Boş yere geçen her ânın pek çok fırsatları da beraberinde götürdüğü kabul etmemiz gereken bir gerçektir Çünkü insanın vakti dünyanın ömrüne nisbetle çok az ve kısadır Bu bakımdan, tek bir saniyesi dahi altından daha kıymetli olan zamanın, ebedî hayata nur ve ışık tutacak meşguliyetlerle geçmesi gerekir Bunun için, mü’minin ibadeti ve işi bir hayır üzere olduğu gibi, geriye kalan zamanı da mânâsız olmamalı, meşru dairede yaşanmalıdır Tâ ki, bir taraftan kazanırken, diğer yandan kaybetmiş olmasın
Zamanımızda, insanın zamanını katleden o kadar lüzumsuz meşguliyetler vardır ki, bunlardan birçoğu maddî ve mânevî gelişmeye bir sahip olmadığı gibi, insanı yaratılış hikmetinden uzaklaştırdığı da bir gerçektir İşte, insan bu çeşit gayesiz ve hedefsiz şeylerden kendisini ne kadar çekip çevirse o derece kâr içinde olur
“İki şey vardır, insanların çoğu onun değerini bilmezler: Sıhhat ve boş vakit”(Hadis-i Şerif)
Hayata atılan bir kimsenin başarılı olmasında onun “zaman”anlayışının büyük önemi vardır Zaman konusunda araştırma yapan sosyologlar ileri ve geri memleketler arasında zaman kavramının farklı telakki edildiği müşahede edilmiştir Onlara göre ileri memleketlerde işlerin, önceden, zamana göre tanzimi ve her işin, ona tahsis edilen zaman dilimi içinde yapılması şarttır Takvime göre hareket, hayatın disipline edilmesi, insan ömrünün azami şekilde verimli kılınması demektir
KUR'AN'DA ZAMAN
Kuran-ı Kerim üzerinde dikkatleri canlı tutmak için zamanı hatırlatan tabirleri sıkça kullanır Her çeşit farz, vacip ve nafile namazlar zaman tanzimine de yönelik gayeler taşımaktadır Bu açıdan, din, amirlerin büyük çoğunluğuyla, insana zamanı azami ölçüde değerlendirmeyi öğretmektedir Hatta asıl gaye budur denilebilir Kur'an'ın Zamanı İfade Şekli: “Zaman” lugat açısından “uzun veya kısa vakit” anl----- gelir Kur'an, zaman yerine daha çok vakit kelimesini tercih eder ve kullanır Bu kelime lugat yönüyle “bir iş için belirlenen zamanın nihayeti”demektir Kur'an-ı Kerim'de zamanla alakalı gün, hafta, yıl, asır, vakit, saat kelimeleri bir ferd için hangisi daha önemli ise önem miktarı kadar tekrar edilmiştir Ferd için en ehemmiyetli gün olduğundan Kur'an'da en çok zikredilen “Yevm” yani “Gün” kelimesidir ki 475 defa zikredilmektedir Kur'an-ı Kerim ilk sayfalarından itibaren, en son sayfalarına kadar, hiç fasıla vermeden, okuyucusuna zaman mefhumunu hatırlatmaktadır
Arapçada “Leyl”(Gece) kelimesi güneşin batması ile, sabahleyin fecr-i sadık denilen ikinci fecrin doğuşuna geçen zamanı ifade eder Geri kalan müddette de nehar (gündüz) denir Kur 'an-ı Kerim'de gündüz (nehar) 57, gece (leyl) 92 kere zikredilir Gece müddeti, yıllık olarak ele alınınca günün tam yarısı eder Bu nedenle azami ölçüde değerlendirilmelidir
Farz namazların mühim gayelerinden biri, Müslüman kimseye, günlük zamanı taksim ve programlama alışkanlığı kazandırmaktadır Kıyamu'l leyl (gece kalkışı)'e Kur'an-ı Kerim önem vermektedir Büyük İslam medeniyetlerinin parlama dönemlerini hazırlayanların hayatında gece kalkışı önemli yer tutar Kıyamu'l leyl Peygamber Efendimiz'e (SAV) farzdı fakat ümmetine nafiledir Bu sünnet Kur'an-ı Kerim'in emridir “Rabbin adını sabah-akşam an (zikret) Geceleyin O'na secde et O'nu geceleri uzun uzun tesbih et ” (İnsan 26) “Geceleyin secde ederek ve ayakta durarak boyun büken, ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetinden dileyen kimse inkar eden kimse gibi olur mu?” (Zümer 9) Fakat daha sonra (8 ayda 10 yıl arasında değişen bir müddet sonra geldiği belirtilir) Kur'an-ı Kerim'de gece kalkışıyla alakalı hafifletmeler ifade edilmiştir Hastalar, cihada çıkanlar gibi mazeretliler muaf tutulmuştur Gece kalkılacak müddet enaz gecenin dörtte biri, en fazla dörtte üçü olarak belirtilmiştir Bu farklılık gecenin uzunluğundan dolayıdır Kıyamu'l leyl öncelikle ibadet yani namaz ve tilavet-i Kur'an içindir İlimle de meşgul olunabilir Kıyamu'l leyli Kur'an-ı Kerim'de gece kelimesinin gündüz kelimesinden çok zikredilmesi ve bu emrin Pegamber Efendimize (SAV)'e peygamberliğinin ilk yıllarında verilmesi önemli kılmaktadır
ZAMANLA İLGİLİ TELAKKİ VE TEDBİRLER
Vicdani tedbirleri almaya telakki diyoruz İnsanın yaşadığının şuuruna erebilmesi için, ömrünün her gününü aynı tarzda geçirmemelidir Bazı aylar, bazı saatler diğerlerine nazaran farklı olmalıdır Dinimizdeki mübarek aylar ve günlerle bu sağlanmaktadır Bu farklı değerdeki aylar, günler sayesinde insanda hasıl olabilecek monotonluk kırılmaktadır Ahirete inanan, her gününden, her saatinden hesap vermenin endişesini vicdanının derinliklerinde duyan bir kimse için zaman değerlendirmede mühim bir telakki, ömrünü içinde bulunduğu gün bilmesidir Birçok fenalıkların kaynağı tül-i emel denilen uzun yaşama vehmi kabul edilmiştir
İslam dini günlük zamanı üç ana maksada uygun olarak programa bağlamamızı emreder;
1- İbadet
2- Rızkın Kazanılması
3- Hayatımızı murakabe ve tefekkür
PEYGAMBERİMİZİN HAYATINDA ZAMAN TANZİMİ
Peygamber Efendimiz (SAV) günlere göre haftalık, vakitlere göre günlük programlara tabi kılmıştır Peygamber Efendimiz haftalık belli günlerde aynı işleri yapmaktadır Günlük ise muvakkat işler ki bunlar önceden programlanmaksızın zuhur eden işlerdir Bir heyetin kabulü, bir yabancının müracaatı , bir ihtiyacın zuhuru gibi Bunlar imkan nisbetinde tanzime çalışılmıştır Mutad işlerse aynı günlerde aynı vakitlerde yapılmaktadır Her işe belli müddet vardır O iş hergün aynı müddet içinde tamamlanmaktadır
İSLAMDA TATİL VE İSTİRAHAT
Tatil kelimesi boş vakit anlamında kullanılacaktır İslam tamamen boş geçirilecek bir vakit tanımaz Kur'an-ı Kerim'de bize meşguliyetin değiştirilmesi suretiyle dinlenme elde edileceğine işaret edilmektedir Buna bir nevi “çalışarak dinlenme” diyebiliriz Müslümanlar, Yahudiler Hrıstiyanlar gibi tamamen “işsiz” geçirilecek bir haftalık tatil anlayışından uzak olmalıdır Eğlencede şehvet duyma ve fitne çıkarma ihtimali halinde, nazarın haram olduğunda ittifak vardır
“İslam boş zaman kabul etmez ” derken istirahatı reddeder manası çıkarılmamalıdır Kur'an-ı Kerim'de en iyi dinlenmenin kişinin kendi evinde uyku ile olacağı beyan edilmiştir
“Size geceyi örtü, uykuyu dinlenme (vasıtası), gündüzü de çalışma zamanı yapan Allah'tır ” (Furkan 25)
“Allah sizin için meskenlerinizi huzur ve sükun yeri kıldı ” (Nahl 16)
Yasak oyun ve eğlenceler; kumar oyunları, hayvanlarla oynamak, içkili, çalgılı, kadınlı eğlencelerdir Bazı oyunların faydalılık yani cihada hazırlık yönü galebe çalar Bu yüzden HzPeygamber (SAV) onları ısrarla teşvik etmiştir Bu gruba yüzme, atma, binme, koşma ve güreş girer
Meşru eğlence fırsatları ise çeşitli merasimler, ziyafetler (sünnet, doğum, seferden dönüş, yeni meskene girme, musibetten kurtulma) ve düğünlerdir
İSLAM ALİMLERİNDE ZAMAN ENDİŞESİ
İslam alimlerinin zaman konusundaki müşterek telakkileri şöyledir: “Geçmiş zaman elden çıkmıştır, gelecek ise henüz gaybdadır, öyleyse mevcut olan senin içinde bulunduğun şu andır ” İslam alimleri yemek zaman, insanlarla münasebet, her an meşguliyet, son nefese kadar gayret ilişkisine vermiştir Yemek-zaman ilişkisini minimum azaltmak için, ufalayıp tirit şeklinde ekmek yemekle, normal ekmek yemek arasındaki farkı bile hesaplamışlardır Davut et-Tai bu zamanda 50 ayet okunacak kadar fark olduğunu tespit etmiştir İmam Ebu Yusuf ise son nefesine kadar ilmi meşguliyette bulunmuştur
SONUÇ:
Herşey imanda düğümlenmektedir Bu sebeple, dinimiz kuru iman ve tatbikatı olmayan ilme itibar etmemiştir Tatbikatı olmayan ilme “faydasız ilim” demiştir Gençliğin daha sağlıklı, daha verimli kılınması için zamanla ilgili bazı prensipler şunlardır
1- Gençliğe zaman şuuru verilmelidir
2- Yıllık, aylık, haftalık, günlük planlar yapma, bu planlara uyma
3- Gecenin değerlendirilmesi ayrı bir mesele olarak ele alınmalı, uyku miktarı iyice öğretilmelidir
4- Devlet, yaş safhalarına göre kazandırılması gereken telakki ve alışkanlıkları tesbit etmelidir
5- Devlet ve ebeveyn gençlik devresi üzerinde dikkatle durmalı, problemleri tesbit edip ısrarla üzerine gitmelidir
Selam ve dua ile
Son Güncelleme: Cumartesi, 07 Mayıs 2011 16:37
Kutlu Doğum Haftası ve Peygamberin (sallallahu aleyhi ve selem) Mesajı
Cumartesi, 23 Nisan 2011 17:34
Recep SONGÜL

Ülkemizde her yıl nisan ayında çeşitli etkinliklerle kutlanan kutlu doğum; insanımızın peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) sevgisinin bir tezahürüdür. Efendimizle bize iletilmiş olan ilahi mesaja dair gafletimizi dağıtmak için çok önemli bir fırsattır. Âlemlere rahmet olarak bize gönderilen Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatı, örnekliği, davası, merhameti, dostluk ve arkadaşlığı, cihadı, ibadeti sadece bir güne sıkıştırılacak bir konu değildir.
Peygamberin anılması ve hatırlanmasının en önemli vurgusu; yolunu kaybetmiş ve birçok hastalıklara müptela olmuş asrımıza onun hayatı boyunca anlattığı ve yayılması için enva-i çeşit sıkıntılara maruz kaldığı İslam’ını hatırlatmak ve Kuran’ın mesajının hatırlanması ve anlaşılması için idrakleri açmak ve bu anlamda hayatımızda bir tecdit ve yenileme yapmaktır.
Son Güncelleme: Cumartesi, 07 Mayıs 2011 15:48
Devamını oku...
|
Bölünmek mi birleşmek mi?
Cumartesi, 12 Şubat 2011 18:20
Muhammed ÖZKILINÇ
Sudan ikiye bölünme aşamasında, Irak şimdilik ikiye bölünmüş durumda, ancak onunla kalmayacak gibi. Çünkü müstekbirlerin “böl, parçala, yönet/yut” planları devam ediyor. Önce Arap ve Kürt diye ikiye böldüler. Sonra plan tutarsa, Sünnî – Şiî, daha sonra Türkmenleri de ayrı bir parça olarak bölüp daha kolay yutulacak hale getirmeye çalışacaklardır. Aynı plan aşağı yukarı tüm İslam ülkeleri için de geçerlidir. Örneği İran’da; Farisi, Azeri, Kürt, belucî vb etnik unsurların yanı sıra bir de Şiî-Sünnî farklılığı da var.
İslam düşmanları, 1350 yıl uğraşmalarına rağmen bu ümmetin sırtını yere getiremediler. Ne planlar… ne hainlikler… ne kalleşlikler… ne puştluklar… olmadı, olmadı bir türlü. Ancak 90 yıl önce muvaffak oldular. Yek vücut olan bu ümmeti elli küsür parçaya böldüler. Şu anda bölme konusunda hangi argümanları kullanıyorlarsa, o zamanda aynılarını kullandılar. Şu an bölmek istedikleri unsurlara neleri vaat ediyorlarsa, geçmişte de aynı şeyleri, belki daha fazla şeyleri vaat ettiler.
Peki bu vaadlarını yerine getirdiler mi? Asla… o vaadler sadece hedeflerine ulaşıncaya kadar kullandıkları bahanelerdi. Köprüyü geçtikten sonra o vaadlerini hemen unutuverdiler. Ümmetin arasına çizilen bu sınırları kim neden çizdi. Bu sınırlar yokken ümmet ne durumdaydı. Şimdi nasıl?!!!
Şu halde, ya dünya derin güçleri ve emperyalistlerin oyununa gelerek, bölünüp parçalanmaya ve dolayısıyla parya muamelesi görmeye devam edeceğiz, veya ümmet şuuru ve İslam kardeşliğiyle birleşecek bütünleşecek ve tarihte olduğu gibi hem kendi sorunlarımızı çözeceğiz hem de dünyadaki tüm mazlumların dertlerine çare olacağız.
Devrisaadetten öncesini hatırlayalım…
Son Güncelleme: Cumartesi, 12 Şubat 2011 18:25
Devamını oku...
ÖNCE İMAN
Pazar, 30 Ocak 2011 17:18
Recep SONGÜL
Allah’a Dost Kullar  Allah c.c, kitabının birçok yerinde bazı kullarını sevdiğini bildirmiştir. “... Allah onları sever, onlar Allah’ı severler...” (Maide; 54) Başka bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Allah çok tövbe edenleri ve çok temizlenenleri sever.” (Bakara; 222) Bu temizlik maddi temizlik olduğu gibi, manevi temizliği de yani kalp temizliğini de içine alır. Allah-ın kulunu sevmesi ona iyilik irade etmesidir. O, bu sevgi ve irade ile kalplerin üzerindeki perdeyi kaldırır, basiret gözlerini açar, hakikatleri gösterir ve bunları anlayıp kabul etmeyi kolaylaştırır. Rabbimiz bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Allah bir kimseyi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü (kalbini) İslam’a açar. Bir kimseyi hidayetten mahrum bırakmak isterse de, onun göğsünü göğe doğru çıkıyormuş gibi daraltıp sıkıştırır.” (En’am; 125) Şüphesiz sevgide yakınlık manası da vardır. Sevgi yakınlığın en önemli sebebidir. Çünkü seven, sevdiğine yakın olmak veya onu kendisine yaklaştırmak ister. Allah-ın kulunu kendisine yaklaştırması ise ona kendi ahlak ve sıfatlarına benzer üstün ahlak ve vasıflar vermesidir. Kul, bu ahlak ve vasıflarla O’na yaklaşmış olur. Bir ayet-i kerimede bu ahlak ve sıfatlar “takva” sözüyle özetlenmiş ve şöyle buyrulmuştur: “Allah’a en yakın olanınız, takvası en çok olanınızdır.” (Hucurat; 13)
Rabbimiz Sevdiği Kullarını İmtihan Eder Efendimiz (s.a.v) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Allah-u Teâlâ bir kulunu severse ona bela verir.” (Taberani)
Devamını oku...
|