Gelin Kurban Olalım
Çarşamba, 25 Kasım 2009 22:48
Abdullah Aydın
Kurban; kurbiyet, yaklaşma ve yakın olma anlamlarına gelmektedir. Kurbanlık hayvan ise sadece rabbimize yaklaşma vesilelerinden bir vesiledir. Zaten mü’min de rabbine yaklaşmak için her türlü sebeplere, fedakârlıklara katlanan kimse demek değil midir?! Kurban ibadeti, mali ibadetlerden biri olup Hanefi mezheb imamlarının görüşlerine göre vacip, diğer mezhep imamlarının görüşlerine göre ise terk edilmemiş sünnetlerdendir. Mü’min olarak bizler, hiçbir zaman rolümüzü en iyi şekilde oynayabilme özelliğimizden imtihan olduğumuzu unutmamalıyız. Yüce Rabbimiz Mülk süresinin 2. ayetinde mealen şöyle buyuruyor. “Hanginizin daha iyi iş işlediğini belirtmek için ölümü ve hayatı yaratan odur. O güçlüdür bağışlayandır.” İşte bu duygularla yine bir kurban bayramı geldi çattı. Şimdi ise bu mali ibadette rolümüzü, görevimizi en iyi şekilde yerinde getirmek zorundayız. “Kurban kesmeye gücü yettiği halde kurban kesmeyenler bizim şu mescidimize yaklaşmasınlar.” hadisinde ifade edildiği gibi sorumluluğumuzun önemi biraz daha artıyor. Aynen İsmail(a.s)’ın babası Hz İbrahim’e dediği gibi “ Ey babacığım ne ile emrolunmuş isen onu yap ve sen beni sabredenlerden bulacaksın. (Saffat-102)” şuurunda mümin bu ibadetini yerine getirmeye başlar.
Mumin Rabbi için aldığı kurbanlığı kesip görevini yerine getirdiği zaman İbrahim misali gözleri dolar ve duygulanır. Hayat ile ölüm arasındaki incecik çizginin farkına bir daha varır. Acaba birilerinin dediği gibi bu sorumluluğumu yerine getirmesem de karşılığı olan parayı bir yerlere versem diye düşünen kimselerden uzaklaşarak “Rabbin için Namaz kıl ve Kurban kes” (Kevser 2) ayeti ona galip gelir ve bu ibadetini yerine getirmekten bir an geri durmaz. Zaten hayat galibiyet ve mağlubiyet arasında bir imtihan değil midir? Kurbanını keserken bıçağını keskinleştirmesi, hayvanı rahatlatması, ondaki sonsuz şefkati ve merhameti gösterir ve mümin âlemi dünyaya “biz öldürürken bile merhametten uzaklaşmayız” dercesine haykırır. Rabbine tekbir getirmeye başlar ve en büyük olan sensin en yüce olan sensin der. Senin adınla başlıyorum. Sana boyun eğiyor ve sana yöneliyorum… Artık duyguların en çok yoğunlaştığı o anda (kurbiyet-kurban) sünnet üzere ve aynı zamanda bir ayet olan şu duayı okumaya başlar; Deki Namazım, İbadetlerim, Hayatım ve Ölümüm Âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. Onun hiçbir ortağı yoktur Ben böyle emrolundum ve ben Müslümanların ilkiyim.(En’am 162-163) Kestiği kurbanıyla adeta bir kez daha dirilmiş ve ölmüştür. Madde gitmiş geriye mana kalmıştır. “Kestiğiniz hayvanlarınızın kanları ve etleri Allah’a kavuşmaz, Allah’a kavuşan sadece sizin takvanızdır. (..) ayetinin anlamını yakinen anlamış ve imanı ziyadeleşmiştir. Kurbanını keserken şimdiye kadar yaşadığı hayatı ve bundan sonra kendisini bekleyen ama ne olacağını bilmediği hayatını düşünür ve sanki söyle der. “Rabbim şu kurbanlığımı kesercesine isyanlarımı günahlarımı çirkinliklerimi ve taşkınlıklarımı kesiyor ve onları bir daha yapmamaya söz veriyorum.Kurbanın kesiminden sonra bile onun azalarına zarar vermemeye çalışması, nezaketi elden bırakmaması müminlerin sonsuzluk aleminin yolcularına karşı nasıl davrandıklarının bir nişanesidir. Rabbi ile olan yakınlaşması yine kurban ibadeti sayesinde tazelenmiştir. Şimdi sıra insanlardadır. Başkalarını kendilerine tercih etme zamanı. Cömertlik imtihanını kazanma zamanı. İnsanlara yakınlık kurma zamanı. Veren elin alan elden üstün olma zamanı. Vereni unutmayan bizlerin, verilmesi gereken yerleri unutmama zamanı. “Sen bollukta Rabbini an ki O da seni darlıkta ansın” hadisini anlama zamanı. İşte bütün bunlar her kişiye değil Er kişiye nasip olacak meziyetlerdir. Ve kurbanlık hayvanların etlerinin dağıtılmasıyla insanlara karşı kurbiyet (yakınlık) başlar. Birlik ve beraberlik duyguları güçlenir. Zengin daha mütevazı fakir ise aziz olur. Birbirlerini sadece ama sadece Allah için severler. Biri sevdiği için verir diğeri sevdiği için alır. Kurban kesme ibadetini yerine getiren bir mümin sanki “ Yarabbi Ben her zaman ve her yerde senin için fedakârlığa hazırım. Senin için aldım senin için kestim senin içinde dağıtıyorum. Var olan malımdan verdim. Gerekirse canımı da vermeye hazırım” der. Hz. Aişe (r.a) den rivayet edildiğine göre; Allahın Resulü kurbanlığını kestikten sonra etlerinin dağıtılmasını bana söyledi. Mescitten geldikten sonra ne yaptın etleri dağıttın mı? Diye sordu. Evet, ey Allahın resulü dedim. Ama bize fazla bir şey kalmadı. Ya Aişe desene ki dağıttıklarımız bizim, kalanlar bizim değil. Ne mutlu dağıtanlara…Ne mutlu Allah’a kurban olanlara….. SELAM VE DUA İLE
Son Güncelleme: Salı, 07 Aralık 2010 01:18