Maddî alemde düzenden düzensizliğe gidiş eğilimi vardır. Entropi diye adlandırılan bu kaidenin insan hayatında da tezahürleri görülür. Nefsiyle başbaşa kalan insanlar dizginleri bırakıverirler. Bunların hayatlarına maddî kaideler hakim olur. Disiplin, iktisat, nezafet ve çalışkanlık yerini başıbozukluk, israf, tefessüh ve tembelliğe bırakır.
Okumak, araştırma yapmak ve yazı yazmak gibi zihnî ve ruhî faaliyetlerde ise düzensiz bilgi yığınlarından intizama, insicama, irfan ve hikmete doğru bir temayül vardır. Demek ki bu tür faaliyetler maddîyata ters, mâneviyata dost insânî sıfatlar tarafından yönlendirilir. Düşünce, his ve fiillerini rehavetin kollarına bırakanlara insânî değil, maddî sıfatlar yakışır.
Nefsin hoşuna giden şeylerin cazibesine kapılıp zihnini, ruhunu ve latîfelerini abur cuburla doyuran kimselerin okuma konusunda açlık hisetmeleri mümkün değildir. Zira duygular körelmiş, hayat büzüşmüş, zihin kısırlaşmıştır. Bu kimseler bilmediklerini bilemezler, bildiklerinin doğru veya yanlış olduklarını da sorgulayamazlar, yani tahkikten nasipleri yoktur. Beyinleri toktur, ruhları ıslak bir sünger gibi suya doymuştur. "Ne gerek var?" derler, okumaya, fikir işçiliğine, tefekküre.
Bediüzzaman Hazretleri, Barla Lahikası'ında bir talebesine yazdığı mektupta şöyle der: "Senin gibi ruhu inkişaf edip kalbi intibaha gelen zatlar okumaktan usanmazlar." Demek ki usananların ruhları, mânevî esintilerden bîhaberdir, kalpleri de zümrüt tepelerde hiç tenezzühe çıkmamıştır.
Herkes kainata kendi idrak aynasından bakar. Bu aynanın gittikçe büyümesi ve parlaklığını artırması için okumak lazımdır. Herkes bardağı nisbetinde denizden su alabilir. Hikmet denizinden gün geçtikçe daha büyük bardaklarla istifade etmek için okumak lazımdır. Bir bahçeye girenler arasında yüksek dallardaki meyveleri ancak kolları uzun olanlar koparabilir. Kur'an bahçesinin imânî meyvelerinden daha çok toplayabilmek için okumak lazımdır.
Okumak, bizler için takdir edilen hakikat-ı insâniye modeline uymamıza yardımcı olur. Okudukça mahiyetimizdeki farklı farklı istidat ve kabiliyetler inkişaf eder, okudukça aksiyon ve eserler artar.
Aksiyonsuz okuma entellektüel işgüzarlığa, okumadan aksiyonda bulunma da verimsizlik, hata ve kayıplara yol açar. Belirli hedeflere ulaşmak için aksiyonlarla gerilime geçen ruhlar, okudukça cehd gösterirler ve okumuş olmak için değil, fiiliyatta bulunmak için okurlar.
Okumak sadece yazılı metinlerle sınırlı değildir. Okumasını bilenler için herşey bir ayettir, semiyotik değeri olan, yani belli bir mesaj ve mânâ taşıyan birer işaret. Adetâ her nesne ve hâdise, farklı renklerini bir bohça gibi sarar sarmalar, biraraya gelip epistemik bir ışın oluştururlar ve doğru zihin, ruh ve kalbimize uzanırlar. Bu üç prizmada tekrar renklerine ayrılarak hakikatlerini gösterirler. Tabii prizmalar farklı olduğu için hakikatler de farklılaşır. Eşya ve hâdiselerin aslî hakikatlerine nüfuz edebilmek için uygun prizmalara sahip olmak, bunun için de okumak gereklidir.
İncir çekirdeğinde kudreti, anne sütünde rahmeti, depremde azameti okumak mümkündür. Okumasını bilenler için ezgiler bile mesaj yüklüdür. Kur'an'ın ruhları ihtizaza getiren iç musikîsine yaklaşan her melodi, vücuttan (varlıktan) gelen visal neşesini taşır, zevalden gelen firak elemini değil.
İnsan okudukça insan olduğunu hissetmeye başlar. Hayat, okudukça tasaffi eder. ‹nsan ancak okudukça bilmediklerinin dehşetiyle haddini bilir. Okumayanlar ise susamaz.





