www.okuder.org

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

AHMET VAROL İLE ARAB BAHARI VE ETKİLERİ ÜZERİNE SÖYLEŞİ

e-Posta Yazdır PDF

 

 

 Gazeteci yazar Ahmet Varol, Oku-der de gençlerle “Arap Baharı”nı ve yeni gelişmeleri konuştu. Tarih tam bir kırılma noktasının eşiğinde… Şuana kadar diktatörlerin kanını içtiği Müslüman toplumlar şimdi birer birer bu diktatörleri başlarından atıyorlar. Bizler de bu önemli olaylara tanıklık ediyoruz.

Bir tarafta halk menşeli ayaklanmalar diğer taraftan direnen zalim yöneticiler. Hemen yanı başımızda bir Suriye örneği… Mısır’ı, Lübnan’ı, Tunus’u her birisinde benzer zulümler. Müslümanlar ya bu devrime sahip çıkacaklar ya da emperyalist güçlerin yönlendirmesiyle devrimler başka bir yöne kanalize olacak.

Bu ortamda kafa karıştırmak isteyenler de çok olacaktır. Çeşitli hesapları olanlar, devrimler üzerinden bir şeyleri pazarlayabilirler. Bu dönemde en çok konuşulan konuların başında Arap Baharı denilen bu süreçte Amerika’nın ve diğer emperyalist güçlerin ne derece etkisi olduğu meselesi…

 

Okuder’de her ay bir yazar

Müslüman ülkelere sık sık seyahatlerde bulunan ve bu ülkeler hakkında geniş malumata sahip olan gazeteci yazar Ahmet Varol Bey’in bu konudaki görüşlerini, geçtiğimiz günlerde Fatih’teki Okuder’de dinleme imkânı bulduk. İnşallah bu derneğimizden ve değerli başkanı Recep Songül Bey’den ileriki bir zamanda sizlere bahsedeceğiz.

Okuder’in eğitim sorumlusu Yunus Çelik Bey’den öğrendiğimize göre her ay bir yazar dernekte konuşma yapıyor. Bu ay Hasan Çelik Bey’in yönetiminde yazar Ahmet Varol Bey dernek faaliyetlerine katılan gençlere “Arap Baharı” konulu bir söyleşi yaptı. Konuşmanın sonunda gençler Ahmet Varol Bey’i adeta bir soru yağmuruna tuttular. Sordukları sorular içe kapanık bir topluluk olmadıklarını, dünya meseleleri ile ilgilenen bir topluluk olduklarını ortaya koyuyordu. Ahmet Varol Bey’in bu konuşmasından aldığımız notlar ise şöyle:

Arap Baharının arkasında kim var?

Bundan birkaç yıl önceydi bazı arkadaşlarla Cezayir’de buluşmuştuk. Aramızda buraya ticari amaçla gelen bir arkadaşımız vardı. Beş vakit namazında niyazında, bilinçli bir arkadaştı. Medyayı takip eden, gazete dergi okuyan birisiydi. Onunla Amerikan tahakkümü iddiasını tartışmıştık. Diyordu ki: “Amerika’nın müsaadesi olmadan taşı bile yerinden oynatamıyorsun, her konuda Amerika’nın onayını almak zorundasın.” Ona demiştim ki: “Siz bu Amerikan tahakkümü düşüncesini yani Amerika’nın her şeye yön verdiği iddiasını çok fazla abartıyorsunuz. Ben şahsen bu düşüncede değilim.”

Şuan dünyada bir hareketlilik oluyor, hemen “Bu işin içinde Amerika var” deniliyor. Biraz da olayların toplumsal sebeplerini düşünmek lazım… Olayın toplumsal yanını okumadan, psikolojik yanını düşünmeden tek sebep olarak Amerika’yı göstermek biraz da kolaycılık oluyor. Sadece toplumsal ve psikolojik yönünü değil, siyasi ve tarihi yönünü de iyi okumak lazım. Geçmişteki benzer hadiselere de bakmak ve bunlarla irtibat kurmak lazım.

Her şey Allah’ın elinde…

Mekke’de Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem insanlara tevhit inancını tebliğ etmeye başlayınca o bölgede şirk saltanatı hâkimdi ve çevrede de büyük büyük sultanlıklar/imparatorluklar vardı. Böyle bir ortamda İslam hızla yayıldı. Nasıl güneş ışığını tüm kâinata yayıyorsa, İslam  da nurunu çok kısa zaman içinde böyle yaydı. Bunu alan alır, almayan almaz; çünkü bu bir imtihan dünyası. Hanginiz daha iyi amel edeceksiniz diye hayatı ve ölümü yarattı. Hâkimiyet açısından bakarsan mutlak güç ve hâkimiyet Allah’ın gücüdür. Her şeyi Amerika ve emperyalist güçlerle açıklamak haşa Allah’ın gücüne inanmamak anlamına geliyor. Her şey Amerika’nın değil Allah’ın elindedir. Hatırlayalım; Amerikan emperyalizmi Irak’ı işgal ederken büyük hesaplar yapmıştı. Bu hesapların çoğu tutmadı. Eğer hesabı tutmuş olsaydı bugün Amerika ekonomik krizle boğuşuyor olmayacaktı.

Arap Baharı bir emr-i vakidir

Arap Baharı denilen hadiseye gelelim. Bu da Amerika’nın bir taktiğidir deniliyor. Bir kere olayın başlangıç noktasına göz atmak gerekiyor. Bu hadise bir kurgu olmuş olsaydı önceden hesaplandığı gibi bir akışının olması gerekirdi. Bir kere olayın başlangıcı bir emr-i vakidir. Bir tertip bir düzenleme değil. Tunus’ta bir gencin kendini yakması üzerine insanların meydanlara dökülmesi bir emr-i vakidir. Bu emr-i vakiyi hazırlayan bir toplumsal enerjinin varlığını da unutmamak lazım. Orada insanlar yıllardan beri zulüm görüyor, eziyet çekiyor ve bu eziyet bir yerde bir kişinin şahsında patlıyor. Zulüm rejimi burada bir mayına basıyor bir bakıma… Bu mayının patlaması sadece orada değil bütün toplumda bir patlamaya yol açıyor. Çünkü öbür tarafta da bir yığılma, bir potansiyel var. Bu yığılma insanların meydanlara dökülerek; “Artık biz bu zulümden kurtulmak istiyoruz” demelerine yol açmıştır. Ve ondan sonra uluslararası emperyalizm şu endişeyi dillendirmeye başladı: “Acaba bu hadise bir domino taşı etkisi yapar mı?”

Niye bu sıkıntıyı yaşıyor? Çünkü kendisinin orada kurmuş olduğu belli düzenler var ve bu yapı kendi çıkarlarına hizmet ediyor. Hüsnü Mübarek rejimi Amerika’ya hizmet etmiyor muydu? Kaddafi kabadayı gibi görünüyordu ama o da uluslararası emperyalizmin bir halkasını oluşturuyordu. Zeynelabidin Bin Ali zaten Avrupa’nın bir karakolu vazifesini görüyordu. Bu isimlerin hepsinin bir menfaat çetesinin mensubu olduklarını görüyoruz. Emperyalist güçler bunları kaybetmek istese yerine daha sağlıklısını getirmek istemez mi?  Yani yıllarca bir eşeğin sırtına binmiş gidiyor. Bu eşek artık bu yükü taşımıyor ne yapacak? Ondan daha iyi bir eşek bulacak ki eski eşeği dereye yuvarlasın.

Müslüman hareketler değişimde öncü rolde

Şuan Arap dünyası bir değişim yaşıyor ve bu değişimde Müslüman hareketler öne çıkıyor. Bu Müslüman hareketler, Siyonist işgalcilere, emperyalistlere bir garanti vermiyor. “Biz sizin menfaatinizi koruruz” diye söz vermiyor. Yani Yahudi Siyonistler bu durumdan memnun değil. Bizzat kendileri Arap Baharının İsrail için kış olacağını ifade ediyorlar.

İsrail, Siyonizm’in en önemli kışlası olduğu için İsrail’in bütün pisliklerini kapattılar, göz yumdular. Çünkü onun o bölgede güçlü olmasını istiyorlar. Avrupa ülkelerinden araştırmacılarla bir araya geldiğimde hayret ediyordum. İsrail’in haksızlıklarını anlattığımızda bize onay veriyordu. Fakat İsrailsiz bir çözümün olmayacağını söylüyorlardı. Yani İsrail’e sahip çıkma dürtüsüyle hareket ediyorlardı. Ne şekilde olursa olsun İsrail’in siyasi varlığını dikkate alacak şekilde düşünüyorlardı. Bu durumlar da gösteriyor ki şuan İsrail için risk oluşturan bir sonucu Amerika’nın belirlemesi imkânsızdır. Bu Amerika’nın hesabına uygun değildir. Yıllardan beri Amerika, Müslüman hareketi bir tehdit olarak görmüyor mu? Bugün kalktı da risk olarak gördüğü Müslüman hareketle birlikte mi hareket etmeye başladı?

Amerika İran gerginliği kime yarar?

Kur’anî perspektiften baktığımızda günlerin insanlar arasında dönüşümlü olduğunu, kimsenin dünyadaki saltanatının ebedî olmadığını biliyoruz. Tarihte de hep böyle olmuştur. Nice saltanat devrilip gitmiştir. Moğol hâkimiyetini biliyoruz, Roma krallığını biliyoruz, bunlar hep tarihe karışmıştır. Yani diyebiliriz ki herkesin bir hesabı vardır ama Allah’ın da bir hesabı vardır.

Şuan Amerika kendi kabuğuna çekilme sürecine girmiştir. Ekonomik olarak da ciddi sıkıntılar yaşamaktadır. Ekonomiyi en iyi açacak çözüm silah ticaretidir. Sen bir kilo pirinç satıyorsun bir dolar, o tank satıyor 5 milyon dolar…  Şuan körfezdeki Amerika İran gerginliği de bu işe yarıyor, orta doğudaki mezhep fitnesi de bu işe yarıyor. 

Aydın Başar notlar aldı (www.dunyabizim.com)

 Haberin Linki: http://www.dunyabizim.com/index.php?aType=haber&ArticleID=8532&q=ayd%C4%B1n+ba%C5%9Far

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

  

  

 

 

Son Güncelleme: Pazartesi, 13 Şubat 2012 13:58  

Online Kullanıcılar-IP

Online Dun Bugun
4 120 182
IP 38.107.179.240
Sayfamiz 06.06.2010'dan bu yana 65316 defa ziyaret edilmistir.

Bir Ayet -Bir Hadis

Men samete reca: Dilini tutan kurtuldu.

Özel Haber

          Boş yere geçen her ânın pek çok fırsatları da beraberinde götürdüğü kabul etmemiz gereken bir gerçektir Çünkü insanın vakti dünyanın ömrüne nisbetle çok az ve kısadır Bu bakımdan, tek bir saniyesi dahi altından daha kıymetli olan zamanın, ebedî hayata nur ve ışık tutacak meşguliyetlerle geçmesi gerekir Bunun için, mü’minin ibadeti ve işi bir hayır üzere olduğu gibi, geriye kalan zamanı da mânâsız olmamalı, meşru dairede yaşanmalıdır Tâ ki, bir taraftan kazanırken, diğer yandan kaybetmiş olmasın

Zamanımızda, insanın zamanını katleden o kadar lüzumsuz meşguliyetler vardır ki, bunlardan birçoğu maddî ve mânevî gelişmeye bir sahip olmadığı gibi, insanı yaratılış hikmetinden uzaklaştırdığı da bir gerçektir İşte, insan bu çeşit gayesiz ve hedefsiz şeylerden kendisini ne kadar çekip çevirse o derece kâr içinde olur

“İki şey vardır, insanların çoğu onun değerini bilmezler: Sıhhat ve boş vakit”(Hadis-i Şerif)

Hayata atılan bir kimsenin başarılı olmasında onun “zaman”anlayışının büyük önemi vardır Zaman konusunda araştırma yapan sosyologlar ileri ve geri memleketler arasında zaman kavramının farklı telakki edildiği müşahede edilmiştir Onlara göre ileri memleketlerde işlerin, önceden, zamana göre tanzimi ve her işin, ona tahsis edilen zaman dilimi içinde yapılması şarttır Takvime göre hareket, hayatın disipline edilmesi, insan ömrünün azami şekilde verimli kılınması demektir

KUR'AN'DA ZAMAN

Kuran-ı Kerim üzerinde dikkatleri canlı tutmak için zamanı hatırlatan tabirleri sıkça kullanır Her çeşit farz, vacip ve nafile namazlar zaman tanzimine de yönelik gayeler taşımaktadır Bu açıdan, din, amirlerin büyük çoğunluğuyla, insana zamanı azami ölçüde değerlendirmeyi öğretmektedir Hatta asıl gaye budur denilebilir
Kur'an'ın Zamanı İfade Şekli:
“Zaman” lugat açısından “uzun veya kısa vakit” anl----- gelir Kur'an, zaman yerine daha çok vakit kelimesini tercih eder ve kullanır Bu kelime lugat yönüyle “bir iş için belirlenen zamanın nihayeti”demektir Kur'an-ı Kerim'de zamanla alakalı gün, hafta, yıl, asır, vakit, saat kelimeleri bir ferd için hangisi daha önemli ise önem miktarı kadar tekrar edilmiştir Ferd için en ehemmiyetli gün olduğundan Kur'an'da en çok zikredilen “Yevm” yani “Gün” kelimesidir ki 475 defa zikredilmektedir Kur'an-ı Kerim ilk sayfalarından itibaren, en son sayfalarına kadar, hiç fasıla vermeden, okuyucusuna zaman mefhumunu hatırlatmaktadır

Arapçada “Leyl”(Gece) kelimesi güneşin batması ile, sabahleyin fecr-i sadık denilen ikinci fecrin doğuşuna geçen zamanı ifade eder Geri kalan müddette de nehar (gündüz) denir Kur 'an-ı Kerim'de gündüz (nehar) 57, gece (leyl) 92 kere zikredilir Gece müddeti, yıllık olarak ele alınınca günün tam yarısı eder Bu nedenle azami ölçüde değerlendirilmelidir

Farz namazların mühim gayelerinden biri, Müslüman kimseye, günlük zamanı taksim ve programlama alışkanlığı kazandırmaktadır Kıyamu'l leyl (gece kalkışı)'e Kur'an-ı Kerim önem vermektedir Büyük İslam medeniyetlerinin parlama dönemlerini hazırlayanların hayatında gece kalkışı önemli yer tutar Kıyamu'l leyl Peygamber Efendimiz'e (SAV) farzdı fakat ümmetine nafiledir Bu sünnet Kur'an-ı Kerim'in emridir “Rabbin adını sabah-akşam an (zikret) Geceleyin O'na secde et O'nu geceleri uzun uzun tesbih et ” (İnsan 26) “Geceleyin secde ederek ve ayakta durarak boyun büken, ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetinden dileyen kimse inkar eden kimse gibi olur mu?” (Zümer 9) Fakat daha sonra (8 ayda 10 yıl arasında değişen bir müddet sonra geldiği belirtilir) Kur'an-ı Kerim'de gece kalkışıyla alakalı hafifletmeler ifade edilmiştir Hastalar, cihada çıkanlar gibi mazeretliler muaf tutulmuştur Gece kalkılacak müddet enaz gecenin dörtte biri, en fazla dörtte üçü olarak belirtilmiştir Bu farklılık gecenin uzunluğundan dolayıdır Kıyamu'l leyl öncelikle ibadet yani namaz ve tilavet-i Kur'an içindir İlimle de meşgul olunabilir Kıyamu'l leyli Kur'an-ı Kerim'de gece kelimesinin gündüz kelimesinden çok zikredilmesi ve bu emrin Pegamber Efendimize (SAV)'e peygamberliğinin ilk yıllarında verilmesi önemli kılmaktadır

ZAMANLA İLGİLİ TELAKKİ VE TEDBİRLER

Vicdani tedbirleri almaya telakki diyoruz İnsanın yaşadığının şuuruna erebilmesi için, ömrünün her gününü aynı tarzda geçirmemelidir Bazı aylar, bazı saatler diğerlerine nazaran farklı olmalıdır Dinimizdeki mübarek aylar ve günlerle bu sağlanmaktadır Bu farklı değerdeki aylar, günler sayesinde insanda hasıl olabilecek monotonluk kırılmaktadır Ahirete inanan, her gününden, her saatinden hesap vermenin endişesini vicdanının derinliklerinde duyan bir kimse için zaman değerlendirmede mühim bir telakki, ömrünü içinde bulunduğu gün bilmesidir Birçok fenalıkların kaynağı tül-i emel denilen uzun yaşama vehmi kabul edilmiştir

İslam dini günlük zamanı üç ana maksada uygun olarak programa bağlamamızı emreder;

1- İbadet

2- Rızkın Kazanılması

3- Hayatımızı murakabe ve tefekkür

PEYGAMBERİMİZİN HAYATINDA ZAMAN TANZİMİ

Peygamber Efendimiz (SAV) günlere göre haftalık, vakitlere göre günlük programlara tabi kılmıştır Peygamber Efendimiz haftalık belli günlerde aynı işleri yapmaktadır Günlük ise muvakkat işler ki bunlar önceden programlanmaksızın zuhur eden işlerdir Bir heyetin kabulü, bir yabancının müracaatı , bir ihtiyacın zuhuru gibi Bunlar imkan nisbetinde tanzime çalışılmıştır Mutad işlerse aynı günlerde aynı vakitlerde yapılmaktadır Her işe belli müddet vardır O iş hergün aynı müddet içinde tamamlanmaktadır

İSLAMDA TATİL VE İSTİRAHAT

Tatil kelimesi boş vakit anlamında kullanılacaktır İslam tamamen boş geçirilecek bir vakit tanımaz Kur'an-ı Kerim'de bize meşguliyetin değiştirilmesi suretiyle dinlenme elde edileceğine işaret edilmektedir Buna bir nevi “çalışarak dinlenme” diyebiliriz Müslümanlar, Yahudiler Hrıstiyanlar gibi tamamen “işsiz” geçirilecek bir haftalık tatil anlayışından uzak olmalıdır Eğlencede şehvet duyma ve fitne çıkarma ihtimali halinde, nazarın haram olduğunda ittifak vardır

“İslam boş zaman kabul etmez ” derken istirahatı reddeder manası çıkarılmamalıdır Kur'an-ı Kerim'de en iyi dinlenmenin kişinin kendi evinde uyku ile olacağı beyan edilmiştir

“Size geceyi örtü, uykuyu dinlenme (vasıtası), gündüzü de çalışma zamanı yapan Allah'tır ” (Furkan 25)

“Allah sizin için meskenlerinizi huzur ve sükun yeri kıldı ” (Nahl 16)

Yasak oyun ve eğlenceler; kumar oyunları, hayvanlarla oynamak, içkili, çalgılı, kadınlı eğlencelerdir Bazı oyunların faydalılık yani cihada hazırlık yönü galebe çalar Bu yüzden HzPeygamber (SAV) onları ısrarla teşvik etmiştir Bu gruba yüzme, atma, binme, koşma ve güreş girer

Meşru eğlence fırsatları ise çeşitli merasimler, ziyafetler (sünnet, doğum, seferden dönüş, yeni meskene girme, musibetten kurtulma) ve düğünlerdir

İSLAM ALİMLERİNDE ZAMAN ENDİŞESİ

İslam alimlerinin zaman konusundaki müşterek telakkileri şöyledir: “Geçmiş zaman elden çıkmıştır, gelecek ise henüz gaybdadır, öyleyse mevcut olan senin içinde bulunduğun şu andır ” İslam alimleri yemek zaman, insanlarla münasebet, her an meşguliyet, son nefese kadar gayret ilişkisine vermiştir Yemek-zaman ilişkisini minimum azaltmak için, ufalayıp tirit şeklinde ekmek yemekle, normal ekmek yemek arasındaki farkı bile hesaplamışlardır Davut et-Tai bu zamanda 50 ayet okunacak kadar fark olduğunu tespit etmiştir İmam Ebu Yusuf ise son nefesine kadar ilmi meşguliyette bulunmuştur

SONUÇ:

Herşey imanda düğümlenmektedir Bu sebeple, dinimiz kuru iman ve tatbikatı olmayan ilme itibar etmemiştir Tatbikatı olmayan ilme “faydasız ilim” demiştir Gençliğin daha sağlıklı, daha verimli kılınması için zamanla ilgili bazı prensipler şunlardır

1- Gençliğe zaman şuuru verilmelidir

2- Yıllık, aylık, haftalık, günlük planlar yapma, bu planlara uyma

3- Gecenin değerlendirilmesi ayrı bir mesele olarak ele alınmalı, uyku miktarı iyice öğretilmelidir

4- Devlet, yaş safhalarına göre kazandırılması gereken telakki ve alışkanlıkları tesbit etmelidir

5- Devlet ve ebeveyn gençlik devresi üzerinde dikkatle durmalı, problemleri tesbit edip ısrarla üzerine gitmelidir

Selam ve dua ile

 İbrahim CANAN