Sudan ikiye bölünme aşamasında, Irak şimdilik ikiye bölünmüş durumda, ancak onunla kalmayacak gibi. Çünkü müstekbirlerin “böl, parçala, yönet/yut” planları devam ediyor. Önce Arap ve Kürt diye ikiye böldüler. Sonra plan tutarsa, Sünnî – Şiî, daha sonra Türkmenleri de ayrı bir parça olarak bölüp daha kolay yutulacak hale getirmeye çalışacaklardır. Aynı plan aşağı yukarı tüm İslam ülkeleri için de geçerlidir. Örneği İran’da; Farisi, Azeri, Kürt, belucî vb etnik unsurların yanı sıra bir de Şiî-Sünnî farklılığı da var.
İslam düşmanları, 1350 yıl uğraşmalarına rağmen bu ümmetin sırtını yere getiremediler. Ne planlar… ne hainlikler… ne kalleşlikler… ne puştluklar… olmadı, olmadı bir türlü. Ancak 90 yıl önce muvaffak oldular. Yek vücut olan bu ümmeti elli küsür parçaya böldüler. Şu anda bölme konusunda hangi argümanları kullanıyorlarsa, o zamanda aynılarını kullandılar. Şu an bölmek istedikleri unsurlara neleri vaat ediyorlarsa, geçmişte de aynı şeyleri, belki daha fazla şeyleri vaat ettiler.
Peki bu vaadlarını yerine getirdiler mi? Asla… o vaadler sadece hedeflerine ulaşıncaya kadar kullandıkları bahanelerdi. Köprüyü geçtikten sonra o vaadlerini hemen unutuverdiler. Ümmetin arasına çizilen bu sınırları kim neden çizdi. Bu sınırlar yokken ümmet ne durumdaydı. Şimdi nasıl?!!!
Şu halde, ya dünya derin güçleri ve emperyalistlerin oyununa gelerek, bölünüp parçalanmaya ve dolayısıyla parya muamelesi görmeye devam edeceğiz, veya ümmet şuuru ve İslam kardeşliğiyle birleşecek bütünleşecek ve tarihte olduğu gibi hem kendi sorunlarımızı çözeceğiz hem de dünyadaki tüm mazlumların dertlerine çare olacağız.
Devrisaadetten öncesini hatırlayalım…
Sudan sebeplerle birbirleriyle cıngar çıkaran birbirinin kanına, canına kasteden cahiliye toplumu Kur'an-ı kerim ve Resulullah (sav) ın vahiy kaynaklı İslam öğretileri sayesinde kardeşler oldular. Resulullah (sav) Mekke’den Medine’ye hicret ettiği zaman ilk işlerinden biri muhacir ve ensar arasında İslam kardeşliğini tesis etmek oldu.
Sapasağlam bu İslam kardeşliği temeline oturan İslam devleti ve İslam kardeşliğini iliklerine kadar sindirmiş olan saadet asrının yiğit müminlerinin oluşturduğu İslam ümmeti asırlarca içerden ve dışarıdan gizli aşikâr bin bir türlü hile, desise, plan ve tuzaklara karşı direndi. Savaşlar, isyanlar, anarşi, terör vs badireleri atlattı.
Ancak bin üç yüz yıl sonra içerisine bulaştırılan ırkçılık fitnesiyle İslam kardeşlik ruhu zayıfladı. Böylece hayat kaynağını adeta yitirdi ve bu günkü acınacak hale geldi. Kardeşlik ruhu ümmet in ruhuydu onun zaafı ümmet in zaafı, onun yitirilmesi ümmet in yok olmasıydı. Tıpkı ruhu çıkan beden misali…
Sonuç işte bu günkü halimiz. İki milyar civarında büyük bir güç, dünya petrolünün yüzde seksen beşi kendi topraklarında, doğalgaz, bor madeni, uranyum vs yer altı-yer üstü kaynaklar konusunda da aynı. Ancak kardeşlik ruhunu yitireli paramparça, darmadağın, anarşi, terör, savaşlar vs iç-dış odaklı fitne ve çalkantılarla savrulan, kavrulan, varlık içinde yokluk yaşayan sürüm sürüm sürünen bir ümmet…
Böyle mi olmalıydı?.. ey! Allah (cc) ın kulları hep beraber İslam sancağı altında toplanıp kardeş olun. Ey! Kürtler, Türkler, Araplar kardeş olun, ey insanlar kardeş olun…. Ta ki mahşerde de Resulullah (sav) ın liva ul hamd sancağı altında bulaşalım..
Bir kısmını iki hafta önceki yazımızda verdiğimiz, konuyla ilgili Şu ayet ve hadisleri tefekkür edelim:
“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.” (Ali İmran 3/103)
İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de (gerçek anlamda) iman etmiş olamazsınız. (Müslim, Îmân, 93; Tirmizî, Sıfâtu’l-Kıyâme, 56)
Birbirinize buğz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah’ın kulları, kardeş olun. Bir müslümana, üç günden fazla (din) kardeşi ile dargın durması helal olmaz. (Buhârî, Edeb, 57, 58)
Hiçbiriniz kendisi için istediğini (mü’min) kardeşi için istemedikçe (gerçek) iman etmiş olamaz. (Buhârî, Îmân, 7; Müslim, Îmân, 71, Riyazus salihin H no= 1829)
Onların planları varsa, Allah (cc) ın da planı var. Allah (cc) mazlumlardan yanadır. Biz iman edenler hangi ırktan olursak olalım, Allah (cc) ın yardımını hak etmek için; bölünmeyi değil, birleşmeyi, bütünleşmeyi hedeflemeliyiz. Dolayısıyla aramıza yeni sınırlar çizdirmek değil, birileri tarafından aramıza çizilen sınırları aramızdan kaldırıp atmak hedeftir. İnşallah bu da olacaktır.
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir





