www.okuder.org

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

ÖNCE İMAN

e-Posta Yazdır PDF

Allah’a Dost Kullar
Allah c.c, kitabının birçok yerinde bazı kullarını sevdiğini bildirmiştir. “... Allah onları sever, onlar Allah’ı severler...” (Maide; 54)
Başka bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Allah çok tövbe edenleri ve çok temizlenenleri sever.” (Bakara; 222)
Bu temizlik maddi temizlik olduğu gibi, manevi temizliği de yani kalp temizliğini de içine alır.
Allah-ın kulunu sevmesi ona iyilik irade etmesidir. O, bu sevgi ve irade ile kalplerin üzerindeki perdeyi kaldırır, basiret gözlerini açar, hakikatleri gösterir ve bunları anlayıp kabul etmeyi kolaylaştırır.
Rabbimiz bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Allah bir kimseyi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü (kalbini) İslam’a açar. Bir kimseyi hidayetten mahrum bırakmak isterse de, onun göğsünü göğe doğru çıkıyormuş gibi daraltıp sıkıştırır.” (En’am; 125)
Şüphesiz sevgide yakınlık manası da vardır. Sevgi yakınlığın en önemli sebebidir. Çünkü seven, sevdiğine yakın olmak veya onu kendisine yaklaştırmak ister. Allah-ın kulunu kendisine yaklaştırması ise ona kendi ahlak ve sıfatlarına benzer üstün ahlak ve vasıflar vermesidir. Kul, bu ahlak ve vasıflarla O’na yaklaşmış olur.
Bir ayet-i kerimede bu ahlak ve sıfatlar “takva” sözüyle özetlenmiş ve şöyle buyrulmuştur: “Allah’a en yakın olanınız, takvası en çok olanınızdır.” (Hucurat; 13)

Rabbimiz Sevdiği Kullarını İmtihan Eder
Efendimiz (s.a.v) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Allah-u Teâlâ bir kulunu severse ona bela verir.” (Taberani) 

 


İmanın Tadı Allah İçin Sevmekte
Allah için birbirini sevmek ve O’nun yolunda dostlar olmak ve (razı olmadığı bir şeye) Allah için buğz etmek en üstün ahlaklardandır. Allah için sevmek, Allah-ı sevmenin meyvesidir.
Enes (r.a)'dan rivayetle Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Üç huy vardır ki, bunlar kimde olursa imanın tadını alır:
1- Allah ve Resulünü herkesten ve her şeyden daha çok sevmek.
2- İyiliği ve iyi kimseleri Allah için sevmek ve kötülüğe Allah için buğz etmek.
3- Allah'a şirk koşmayı büyük bir ateşe atılmaktan daha kötü görmek.” (Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai)
Abdullah b. Mesud (ra)'dan rivayetle Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “İmanı kâmil olan, sevdiği kimseyi, ondan menfaat gördüğü için değil, sırf Allah rızası için sever. Gerçek iman da budur.” (Taberani)
Allah-ı seven bir kimse, O’nun sevdiklerini de sever. Bu yüzden bu kimse, insanlar içinde Allah-ı seven ve O’nun tarafından sevilen kimseleri sever.
Hz. Ömer (r.a)’dan rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Allah’ın bazı kulları vardır ki, onlar ne peygamber ne de şehittirler. Fakat peygamberler ve şehitler onlara verilen makam dolayısıyla gıpta edip imrenirler.”
Bu arada, sahabe-i kiramlar: “Onlar kimlerdir?” diye sordular. Hz. Peygamber (sav) şöyle devam etti: “Onlar (aralarında) neseb ve akrabalık olmadığı, mal alışverişi olmadığı halde birbirlerini Allah için sevenlerdir. Onların yüzü nurdur, nur üzerindedirler. İnsanların korktukları günde onlara korku yoktur. İnsanların hüzünlendikleri günde onlar mahzun da olmazlar.” (Ebu Davud)
Hz. Peygamber (s.a.v) daha sonra şu ayet-i kerimeyi okudu: “Dikkat edin! Allah’ın veli kulları için korku yoktur. Onlar mahzun da olmazlar.” (Yunus; 62)


Görüldüğü gibi, müminlerin birbirlerini sevmeleri Allah-ın katında çok makbuldür. Müminlerin birbirlerini sevmeleri ve birbirlerine kenetlenmelerini Allah çok sevmektedir. Dolayısıyla Allah rızası ve sevgisi için birbirimizi sevmemiz gerekir.
Enes oğlu Muaz (r.a) der ki: “Hz. Peygamber (s.a.v)’e: ‘En üstün iman nedir?’ diye sordum: ‘Allah için sevmen, Allah için buğz etmen, dilinden Allah'ın zikrini kesmemendir.’ dedi. ‘Daha nedir? Ya Resulallah!’ deyince de: ‘Kendin için sevdiğin şeyi insanlar için de sevmen, kendin için hoş görmediğin şeyi başkaları için de hoş görmemendir.’ buyurdu.” (Ahmed b. Hanbel)
Bu ayet ve hadislerden anlaşıldı ki kişi Allah için sevmeli ve Allah için buğz etmelidir. Bu çok kıymetli bir ameldir. Bu da kalpte olur. Allah için olan sevgi kıyamete kadar devam eder.


Yine, üstüne basarak söylüyoruz ki insan Allah yolundaki bu sevgi için ruhunu, canını, malını ne kadar feda etse, yine de bu yaptığı azdır.

Müminleri Birbirine Düşüren Şeytandır
Üzülerek duymaktayız ki, bazı mümin kardeşlerimiz birbirine buğz etmekte ve birbirlerine küsmektedir. İslami hizmetlerde en büyük zarar, müminlerin birbirlerine karşı, kin ve düşmanlık beslemeleridir.
Bu hal, İslami hizmetlere çok zararlıdır. Şeytan bu gibi durumların, ne kadar büyük zarar verdiğini iyi bildiği için çeşitli hilelerle müminleri aldatmaktadır. Çünkü müminler birbirlerinin aleyhinde konuşup birbirlerine buğz ettiklerinde, manen çok büyük zarara uğruyorlar.
Şeytan, bunun dindeki en büyük zararlardan olduğunu bildiğinden, müminler arasında sürekli kin ve düşmanlık tohumları ekmeye çalışmaktadır. İnsanlar da kendi nefislerini tatmin etmek için şeytanın bu hilesine, bile bile uyuyorlar. Böyle yapmış olmakla, şeytana tabi olmuş oluyorlar. Bu hileye uyduktan sonra da kendilerini haklı zannediyorlar.

 

 


Kardeşlere Hatırlatma


Şeytanın bu hilelerine uyan kimselere şu ayet-i kerimeyi hatırlatıyoruz: “Ya kötü ameli süslenip de onu güzel gören kimse de mi? (Allah’ın hidayet verdiği kimse gibi olacak?) Şüphesiz ki, Allah dilediğini şaşırtır, dilediğine de hidayet verir. O halde (Resulüm) canın onlara karşı hasretle (tükenip) gitmesin. Allah, onların yaptıklarını çok iyi bilmektedir.” (Fatır; 8)

Görüldüğü gibi bu davranışların İslami hizmetlere ve müminlere büyük zarar verdiği, Allah tarafından ayet-i kerimeyle bizlere açıkça beyan edilmiştir.

Bütün bunlardan sonra bize düşen görev;

 

1-Allah sevgisini hayatımızda yeşertmek, imanımızı güçlendirecek amellere yönelmek, her zaman onu c.c, yarattıklarını ve sanatının güzelliklerini düşünmektir.

2- Mümin kardeşlerimize şefkat ve merhametle davranmak.

3-Her türlü işimizi ve hizmetlerimizi sünnet-i seniyeye uygun olarak, istişareyle yapmaktır.

Niyet-i Halise Muvaffakiyetlerin Refikidir.

 

 

 


Allah bir kulunu sevmek isteyince onu dener. Yani onun sevgiye layık olup olmadığını ortaya çıkarmak için onu çeşitli bela ve musibetlerle imtihan eder. Allah-u Zülcelâl kulunun samimiyetini ortaya çıkarmak için onu imtihan ettiği şey bela olabildiği gibi nimet de olabilir. Bela imtihanı sabırla, nimet imtihanı ise şükürle kazanılır.
Günümüzde insanların büyük bir çoğunluğu bela ve musibete sabretmeye karşı zayıftırlar. Olabilir ki insan bir musibete ve belaya sabredemez. Onun için belasız ve musibetsiz bir sevgiyi Allah-ın fazlı rahmetinden isteyelim. O’nun hazineleri çoktur. Kalben ve ruhen isteyen kuluna mutlaka verir.
Âlimlerden bir zat şöyle demiştir: “Sen Allah-ı sevdiğin zaman, O’nun seni imtihan ettiğini görürsen bil ki, O da seni sevmek ister.”
Denilmiştir ki: “Allah bir kulu severse, ona rahmet nazarıyla bakar. Eğer Allah bir kula rahmet nazarıyla baksa, ona azap etmez.”
Allah-ın kulunu sevdiğinin en açık delili, onu hayır ve taatlara muvaffak etmesi, şer ve günahlardan korumasıdır.
Böyle kimselerin hali, hadis-i kudside şöyle anlatılmıştır: “Ben kulumu sevdiğim zaman, onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benden bir şey isterse, istediğini veririm. Bana sığınırsa kendisini korurum.” (Buhari, İbn Mace, Beyhaki)
Onun için onun cc. kulunu sevmesi demek; sevdiği kuluna azap etmemesi, kendisini günahlara karşı koruması, ona iyiliği sevdirmesi, onu hayır ve taata muvaffak kılması, nadiren işlediği günahlara karşı da ona tövbe ve istiğfar ilham etmesi ve kefaret yerine geçecek hayır ve hasenat yaptırmasıdır (nasip etmesidir). İşte tam burada, kul kendisini Allah’ın sevgisine yaklaştıracak bir çaba ve gayretin içerisine almalı ve ona elinden geldikçe yaklaşmalıdır.

Allah’ı Tanımak ve Sevmek
Şüphesiz Allah sevgisi, kulluğun en son makam ve en üstteki derecesidir. Tövbe ve sabır gibi diğer makamlar, bu son makama ulaşmak için basamaklardır.
Allah-ı sevmek, kulun kalben maddi ve manevi manada O’na yakın olmak için istek ve iştiyak duymasıdır. Allah-a itaat ve ibadet etmek de bu sevginin ürünleridir.
Allah sevgisinin aslı ve çekirdeği, bütün müminlerde vardır. Çünkü bunların sahip oldukları iman; marifet ve sevgiden oluşan bir cevherdir.
Ma’rifet, Allah-u Zülcelâl’i tanımak, muhabbet ise O’nu sevmektir. Bunları kemal (en üst olgunluk) derecesine ulaştırmak için çalışmak gerekir.
Allah-ı tanımak ve bilmek lazımdır. Çünkü O’nu sevmenin kuvveti, O’nu tanımanın ve bilmenin derecesiyle orantılıdır. İnsan başka şeyleri tanıdıkça sevgisi azalır, Allah-ı tanıdıkça da sevgisi artar. Bundan dolayıdır ki, Allah-ı en çok seven, O’nu en çok tanıyan ve bilen Hz. Peygamber (s.a.v) olmuştur. Allah-ı daha çok tanımanın ve bilmenin yolu ise daha çok tefekkür, zikir ve ibadet etmektir. Tabiri caizse: sen ibadete âşıksan, Allah’a da âşıksın, eğer bu haldeysen anlamalısın ki: Rabbin seni çok seviyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Son Güncelleme: Çarşamba, 15 Şubat 2012 23:32  

Online Kullanıcılar-IP

Online Dun Bugun
1 140 127
IP 38.107.179.241
Sayfamiz 06.06.2010'dan bu yana 53876 defa ziyaret edilmistir.

Bir Ayet -Bir Hadis

El idetu atiyyetun: Vaad edilen verilmelidir.

Özel Haber

Şehidimiz Ali Haydar Bengi Hocamızı hatırlamak adına , tekrardan dualarımızı gönderelim,  onun ibret dolu hayatını tekrar tekrar sizlere aktaracağız. Şehidimizin son yolculuğu hakkındaki video ve kısa bir hayatı...

 

{vimeo}12275791{/vimeo}

Tek amaçları masum ve mazlum Gazzelilere ilaç ve gıda götürmek olan özgürlük aşıklarından Diyarbakırlı Ali Haydar Bengi 31 Mayıs şafağında Siyonist kurşunlarla şehadet şerbetini içerek Rabbine kavuştu. Arkasında 4 yetim ve acılı ama şerefli bir eş bırakan Ali Haydar Bengi’nin bütün hayatı boyunca şerefli ve izzetli bir yaşam sürdüğü ortaya çıktı. Diyarbakır’da Vakit’e konuşan şehidin ailesi ve yakınları Ali Haydar Bengi’yi anlattı.