|
İSLAM’DA KADIN VE KADIN ERKEK İLİŞKİLERİ NASIL OLMALIDIR? |
|
|
|
|
Yazar Yahya ERTEN
|
|
Çarşamba, 07 Temmuz 2010 19:14 |
Sahip olduğumuz kimlik, toplumsal ilişkilerimizde kendini ele verir. Kimlerle nasıl ve ne şekilde ilişki kurduğumuz ve karşılıklı ilişkilerde takındığımız tavır ve kullandığımız üslup kişinin hem şahsiyeti hem de kimliği hakkında önemli ipuçları verir. Oysa yaşadığımız an ve çevrede biz Müslümanlar sosyal ilişkilerimizde henüz tutarlı bir örnek oluşturmuş değiliz.
Islâm, yalnızca ortaya çıkan sorunlara çözümler getiren bir inanç ve hukuk sistemi değil, aksine, getirdiği kurallarla öncelikle sorunların ortaya çıkmasını önleyen bir dindir. İslam'ın bu özelliği kadın-erkek ilişkileri alanında da kendini göstermekte, Islâm toplumlarında, Batı örneği câhili toplumların karşı karşıya geldiği sorunların ortaya çıkmasına imkan tanımamaktadır
İslam dininde, zina haram olduğu gibi, zinaya zemin hazırlayan söz, iş ve davranışlar da haramdır. Kur'ân-ı Kerîm'de bu hususta: "Zinaya yaklaşmayın; çünkü o, pek çirkin ve çok kötü bir yoldur." (İsrâ sûresi: Ayet 32 )buyrulmaktadır.
Çağ ve mekanların değişmesiyle İslam’ın temel kaideleri değişmez.
GÖZLERİ HARAMDAN SAKINDIRMAK
Kur’an’ı Kerim’de Nur suresinde Allah’u Taala: “Mü’minlere söyle gözlerini haramdan sakınsınlar.Mü’min kadınlara da söyle gözlerini yere indirsinler(erkeklere bakmasınlar),namuslarını korusunlar.”Nur:31
Hz Yusuf: “Ben nefsimi temize çıkarmıyorum.Çünkü her nefis kötülüğü emreder.”Yusuf:53
----Hz peygamber bir gün hz Ali’ye şunları söyler: “Ey Ali muhakkak ki cennette senin için bir köşk vardır.Bir bakışa ikincisini ekleme.birincisi senin için mübahtır,fakat başkaca bakma hakkın yoktur.”
----Haramlardan sakınmak sadece tek yönlü değildir. Kadına mahrem yerleri ve ziynetlerini örtüp göstermemek düşerken erkeğe de onun cazibesine kapılıp bakmamak düşer. |
|
Devamını oku...
|
|
Yazar Muhammed ÖZKILINÇ
|
|
Salı, 15 Haziran 2010 21:36 |
|

Özellikle siyasal,sosyal,ekonomik krizlerin bir birini kovaladığı şu zamanda..
Bu fırsat! Kaçmaz. İnsanlar önemli gördükleri kazanımlar için bu ifadeyi sık sık kullanırlar. Bir çok ürünün reklamı bu tılsımlı! cümleyle biter; “bu fırsat kaçmaz” halbuki hepimiz iyi biliyoruz ki; bu dünyanın zararları ne kadar çok ve büyük olursa olsun telafisi vardır. Bir adamın evi yanar, fabrikası yanar, iflas edip trilyonlarca zarara girer, tüm serveti ve ehl-u iyali deprem altında kalır yine de tüm bu zararların telafisi vardır. Bu insanların her birinin hayata bir köşesinden devam etmesi mümkündür. Ancak mahşer günü ilahi mizan konulduğunda hayır terazimiz hafif çıkarsa bunun telafisi yok. Ne aşiretimizin yiğitleri, ne bileğimizin gücü, ne zekamız, ne makam ve servetimiz o teraziyi ağır getiremez. İşte mahşer günü hayır terazimizde ağırlık yapacak Salih ameller için, önü rahmet ortası mağfiret sonu da cehennemden azad olan bulunmaz bir fırsat; üç aylar… bu fırsat para pul falan fırsatı değil, para ve servetle alınamayacak kadar değerli olan manevi ikmal ve kazanç fırsatı. Toprağın suya, yaprağın güneşe hasreti gibi hasret kalmamız gereken fırsat iklimi bir daha geldi. Zira ibadet fukarası bizler için kıyam ve sıyam ayları olan üç aylar, çok önemli bir fırsat. Telafi kuponları vs ile kıyaslanamayacak bir fırsat. Çocukken bir hata sonucu annemiz veya sevdiğimiz birisi bize darıldığında kendimizi af ettirmek için ne soytarılıklar yapardık. Kendimizi beğendirmek için hedeflediğimiz bazı insanların önünde ne taklalar atardık. Hedefimize vardığımızda da adeta kanatlanır uçardık. Halbuki kendimizi af ettirmeye veya beğendirmeye çalıştığımız insan da bizim gibi bir beşer ve bize yapacağı katkı sadece bu fani dünya ile alakalıydı ama olsun… Rabbimiz azze ve celle bizden razı olsa, Resulullah (sav) bizi ümmeti olarak kabul etse bize katkıları dünyalarla kıyaslanamayacak kadar çok ve ebedîdir. Dünyada huzur ahirette ise cennet ve ebedi saadet… o halde rabbimizin rızasını kazanmak için çok daha içten ve gayretle bu üç ayları vs ibadet iklimlerini değerlendirelim. Resulullah (sav) recebin girişinden itibaren; “Allah’ım (cc) recebi ve şabanı bize mübarek kıl ve bizi ramazana (selametle) kavuştur.” Diye çokça dua ediyordu. Zira bu aydaki büyük fırsatları kaçırmak istemiyor ve aynı fırsatı bizim de değerlendirmemiz için uyarıda bulunuyor. Üç ayları daha bereketli değerlendirmek için; 1 Farzları yaşama ve haramlardan sakınma konusunda daha hassas davranalım. 2 Farzları nafilelerle takviye etmeye bu aylarda çok daha önem verelim. 3 Namazlarımızı cemaatle ve camide kılmaya daha çok dikkat edelim. 4 Günlük Kur'an okuma virdi edinerek aksatmadan devam edelim. 5 Sahih sünnetle sabit olan dua ve zikirlere daha çok önem verelim. 6 Aile efradımızı toplayarak tüm bu yapılması gerekenler hakkında onları da uyaralım ve beraberce yaşayarak da pratize edelim. Bu uyarıyı her üç ayın başında en az bir kere tekrarlayalım. |
|
Son Güncelleme ( Pazar, 20 Haziran 2010 16:22 )
|
|
Devamını oku...
|
|
Yazar YAHYA ERTEN
|
|
Pazar, 30 Mayıs 2010 20:34 |
|

HER ALANDA ÖRNEKLİK İnsanlar hal ve hareketleri ile güçlü olana uymak isterler. Seçkin faziletlerle bezenmiş iyi bir şahsiyetli örnek, karşısındaki kişilerde bu faziletlere ulaşmanın imkan dahilinde olduğu kanaati uyandırır. Hal ile şahit olmak, lafzen şahit olmaktan daha etkilidir. Hareketlerimiz devamlı kontrol altındadır insanlar tarafından.(sofi,hacı,örtülü,dindar vb) Allah Resulü davasını örnek kişiliğiyle çevresine yaydı. Ardından sahabeyi kiram da aynı yolla İslam davasını yaymaya gayret ettiler. Çünkü söylenilen sözü amel tasdik etmezse Allah’ın tehdidi kendini gösteriyor. “Ey iman edenler niçin yapmadığınız şeyi söylüyorsunuz. And olsun yapamayacağınız şeyi söylemek Allah indinde büyük bir gazaba sebep olur.”-Saff: 2-3 “And olsun sizin için Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok ananlar için Resulullah en güzel bir örnektir.”-Ahzab-21
EN GÜZEL ÖRNEKLER
_ “kalkın ve kurbanlarınızı kesin” hadisi- --“Bu Safiye’dir --“Korkmayın, metanetli olun” _ Hz Peygamberin namaz kılarken ayakkabılarından birini çıkarması ve Ardından ashabın da hepsinin ayakkabılarından birini çıkardığını Görmesi ashabın örnek almaya bakışını ortaya koymaktadır. . Resulullah, şöyle buyuruyor: “Kıyamet gününde bir kişi getirilip cehenneme atılır da cehennemde onun bağırsakları karnından dışarı çıkar.Sonra o kişi bağırsakları etrafında değirmen eşeğinin değirmende döndüğü gibi döner. Bunun üzerine cehennem halkı o kişinin başına toplanır da;- Ey filan, ne haldesin? Sen bize dünyada iyilikle emredip bizi kötülükten men eden bir öğütçü değil miydin? Derler. O da : Evet ben öyle idim, ben size iyiliği emrederdim fakat kendim yapmazdım,yine ben sizi kötülükten men ederdim fakat kendim işlerdim.” Diye cevap verir.—Buhari “ Kötü alimler cennetin kapısına oturmuş sözleriyle insanları cennete, amelleriyle de cehenneme davet ediyorlar. Sözleri insanlara : Haydi cennete gelin. Dedikçe amelleri “Onları dinlemeyin,eğer sizi çağırdıkları şey gerçek olsaydı ilk başta kendileri icabet ederlerdi. Demektedir.Onlar bu davranışları ile rehber değil yol kesici eşkiyalar gibidirler.-İbn-i Kayyım. El fevayıd.
Davanın özelliği ve Örnekliğin Önemi:
Müslüman bir davetçinin şu anki durumu ile Peygamber ve ashabının o dönemki davetleri birbirinden çok farklıdır. O gün pislikten arınma kabul ile başlıyordu ve bütün olarak gerçekleşiyordu ama bugün ise bidat ve hurafelerle yoğrulmuş bir yaşantıyı gerçek İslam zanneden yığınlar var. Dolayısı ile iş daha da zor. Bunun için geniş bir anlayış, hoşgörü ve bütünleştirici bir üsluba sahip olmalı Müslüman. İyiler engellenip kötüler kötülüklerini kanunların himayesi ve teşvikinde rahat bir şekilde gerçekleştirirken örnekliğin önemi ve zorlukları daha bir kendini göstermektedir. Güçlü düşman ve yaygınlaşmış envai çeşit kötülüklerle kur’an ve sünnet eksenli örnek bir şahsiyet mücadele edebilir. Böylesine güçlü düşmanlarla hastalıklı durum ve özelliklerimizle karşı koyamayız. |
|
Son Güncelleme ( Pazar, 30 Mayıs 2010 21:03 )
|
|
Devamını oku...
|
|
Yazar YAHYA ERTEN
|
|
Pazar, 09 Mayıs 2010 17:35 |
|
Antik çağlardan beri dinler ve filozofların kadın ve kadın-erkek münasebetleri hususunda önemle durdukları bilinmektedir. Başta Aristo olmak üzere filozoflar genellikle kadını küçümseyen ve kadınlar tarafından kabulü mümkün olmayan görüşler ileri sürmüşlerdir.Semavî ve beşerî dinlerin kadın konusundaki yaklaşımları ise, çok farklı ve zaman zaman çelişkilidir. İnsanlık tarihi boyunca zengin bir tarihî tecrübe ve birikimden sonra gelen İslam’ın ve Hz. Peygamber’in kadına bakışı, bu konuda ortaya koyduğu ilkeler ve bizzat Rasulullah’ın Müslüman ve diğer kadınlara karşı yaklaşımı değerlendirilecek olursa İslam’ın ve Hz. Muhammed’in nasıl bir devrim gerçekleştirdikleri anlaşılacaktır. Hz. Peygamber’in getirdiği din ile kadın vakar, şeref ve sosyal statü kazanmıştır. İslam ile kadının medenî, sosyal, iktisadî ve hukukî hakları garanti altına alınmış, kadının evlat, eş ve anne olarak statüsü yükseltilerek erkeğin sahip olduğu birçok hak ve imtiyazlar verilmiştir. Doğu toplumlarındaki Müslüman kadınların geri kalmış, cahil, kişilik hakları olmayan bir grup olarak görülmesinde sorumlu olan İslam değil, bir takım iktisadî, siyasî, içtimaî ve psikolojik şartlardır. Hz. Muhammed (sav)’den sonra sosyal, kültürel çevre ve siyasî şartların tesiri ile ataerkil aile anlayışı ve kadın haklarını kısıtlayan telakki, kadınların konumunda gerilemeye neden olmuş ve zaman içinde bu gelenek fıkhî yorumlara tesir etmiştir. Hz. Muhammed (sav) döneminde kadınların aile ve toplum içindeki statüsü, rollerinin tahlili ve kadın-erkek ilişkilerinin mahiyetinin değerlendirilmesi İslam’ın kadına bakışı hakkında bilgi verecektir. İslam, bir insan olarak kadını erkek ile eşit statüde kabul eder ve gerek yaratılış gerekse hak ve sorumluluklar yönünden erkeklerle eşit konumda olan bir kadın portresi çizer. Kadın ve erkek birbirine eşit oranda bağımlı resmedilir. Kur’an-ı Kerimde “onlar sizin örtünüz siz de onların örtülerinizsiniz” (Bakara,187) denilmektedir. Diğer bir ayette de “Mümin erkeklerle mümine kadınlar birbirlerinin velisidirler” (Tevbe, 71) denilmektedir. Peygamberimiz Veda hutbesinde kadınların haklarına ve kadın-erkek ilişkilerine temas ederken şu mesajı vermiştir. “Ey insanlar! Kadınlarınız üzerinde hakkınız, kadınlarınızın da sizin üzerinde hakları vardır.” Dolayısıyla, İslam dininde kadın, erkekle aynı seviyede görülüp, şahsî, hukukî ve sosyal haklar açısından kadın ve erkek denk tutulur. İbadet, miras, ticaret ve malını tasarruf gibi birçok şahsî hakları vardır. Erkekler karşısında kadının hak ve hukuku kanunla korunmuş ve kadınların sahip oldukları hak ve hukukun şuuruna varmaları hedeflenmiştir. |
|
Son Güncelleme ( Pazar, 09 Mayıs 2010 17:58 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|